It’s a blessing and a curse.

Resmi nerede gördüğümü gerçekten hatırlayamıyorum, ama digg’de çıkmış olması lazım.

Yine 50…

Bu yazımda iki sayının sırrını merak etmiştim… 3 ve 50.

Bugün gelen What About Brian DVD’lerimi izlerken 1. sezon 3. bölümde aynen şu diyalog geçince bu yazı geldi yine aklıma;

-We have to get past this.

-I’m past it.

-We’ve hugged a thousand times. We have to figure out some way to do this without… I mean, I’m marrying your best friend. We’re gonna be hugging each other for the next 50 years.

Hâlâ cevap bekliyorum bu soruma… :)

İnsanları silah öldürmez, devlet öldürür.

Tam da bu haberin üzerine ne de güzel oturdu bu söz, King of the Hills çizgi dizisinin 2. sezon 1. bölümünden…

Tabii ki devletin vatandaşlarını birer birer yok etmesi için tek yöntem psikopatların eline tabanca tutuşturup beline rozet takması değil. Mesela, geçtiğimiz seçimlerinde oy verdiğiniz ülkeye ait nüfus cüzdanınızı yenilemek istediğinizde “ama siz nüfusta kayıtlı değilsiniz ki?” diye cevap verip sizi sıkıntı, şok, sinir ve stresle bitirmeye de çalışabilirler.

Ya da yılda bir-iki hafta burada yaşayan fakat Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan 15 yaşındaki bir gencin nüfus cüzdanına zorunlu olan resmini ekletmek için başvurduğunda “önce polise başvurmanız, onların da gelip bu kişinin sizin evinizde yaşadığını tespit etmesi gerekiyor.” diye cevap alması sonucu aynı aşamaları tekrar yaşamanızı sağlayabilirler.

Meh… Ümidimi kestim. Bu memleket adam olmaz.

Twitter’ım olsa…

…bugün amma yazardım.

Bayağı bayağı doldururdum yani.

Öyle böyle değil.

Dur hatta bir tane açayım.

Ben de kendi adımı havalı zannederdim…

…tüm sesli harflerin “e” olması, falan.

Ama bunun yanında hiçbir şey kalıyor benimki.

Başkaları da benimle hemfikir sanırım.

Dr. Horrible’s Sing-Along Blog

İlk önce Matt’in yazısından gördüm bunu. Neil Patrick Harris’in oynadığı, üç parçaya bölünmüş bir mini-film. Tabii o zaman tatilde olduğumdan ve günlük 30MB’lık bağlantı sınırını aşmamaya çalıştığımdan, seyredememiştim.

Ayın 20’sinde ücretsiz izlemeler kapandı, ve 14′er dakikalık 3 bölüm de iTunes’da satışa çıktı. 3.99$’a satın aldım. Sanırım izlediğim en güzel şeydi bu, ve her kuruşuna değdi.

Birkaç not aktaralım diziden:

  • Dizide “Dr. Horrible” olarak How I Met Your Mother’ın Barney’si Neil Patrick Harris’in yanısıra “egoist kahraman” Nathan Fillion (Two Guys and a Girl) ve “sevimli, aşık olunası hatun” olarak Felicia Day (Buffy the Vampire Slayer) oynuyor.
  • Senaryoyu Buffy the Vampire Slayer, Angel ve Firefly gibi dizilerle Serenity filminin yaratıcısı ve baş yazarı Joss Whedon ve kardeşi Jed Whedon ile nişanlısı Maurissa Tancharoen, “yazar grevi” sırasında sıkıldıkları için yazmışlar. Müzikler de Jed Whedon’ın eseri.
  • Dizide kullanılan Dr. Horrible’ın evi bir set değil, bu elemanın kendi eviymiş. Yazılanlara göre, tam hayal ettikleri gibi bir evmiş, bütün her şeyiyle. Birkaç eşyanın yerini değiştirmek ve ışık koymak dışında hiçbir şey yapmamışlar, ve bu da yapımın maliyetini oldukça düşürmüş. Ayrıca, evin sahibi, dizinin son sahnesinde Dr. Horrible’a şapkasıyla selam verirken görülebiliyor.
  • Dizide Dr. Horrible’ın söylediği tüm şarkılar minör gamında. Fakat Billy olarak söylediği açılış şarkısı, ve Captain Hammer’ın söylediği şarkılar majör gamında.
  • Buffy’nin birçok yazarı ve oyuncusu, dizide ufak rollerde görülebiliyor.
  • Şu anda iTunes’un Amerikan mağazasından tanesi 1.99$’a veya hepsi 3.99$’a alınabilen bölümler, yakında “0. Bölge” DVD’de, “müzikal yorumlar” ve ekstra sahnelerle satışa çıkacakmış.
  • Dizinin fan sitesi, birkaç kısa görüntüyü resmi sitesinden daha önce yayınladı. Şu anda ise dizinin yapımcıları ve oyuncularıyla röportajlar yayınlıyorlar. Okumaya değer.

Üç bölüm içerisinde benim favorim ikincisi. Açılışındaki şarkıya ise bayılıyorum.

EKLEME (26.07.2008): Nette gezinirken Dr. Horrible hakkında bu yazıyı gördüm. İlk paragrafı çok hoşuma gitti.

Joss Whedon, ilk-sahnede-ölen beyinsiz sarışın kurbanı kahraman yapan ve uzaya altı patlar tabancaları çıkartmaya cesaret eden zeka, tekrar çığır açıyor. Bu sefer internet ortamında.

Ayrıca, Firefly’ı izlemeye başladım. 2517 yılında geçen dizide western filmlerindeki tabancaları görmek ayrı bir zevk veriyor. :)

Wall-E ve İlk Randevu

“İlk randevuda sinemaya gitmemek için 12 neden” diye bir makale yazmış biri. İlk iki madde, “klişe olması” ve “konuşmaya yer vermemesi” gibi çok bariz ve her zaman geçerli olan bahaneler olduğundan, geriye kalan diğer 10 nedenin 1 numarası şu oluyordu:

Ne düşündüğünüzü biliyorum. “Bu kızı Wall-E’yi izlemeye götürürüm!” diye düşünüyorsunuz, “Hem sevimli, hem komik, hem de bir aşk hikayesi olduğu için o da benim çok duygusal olduğumu düşünüp beni öpücüklere boğmak isteyecektir.”

Büyük hata.

Wall-E’deki kronik sorun, filmdeki hemen hemen her robotun sizden, ve tanıdığınız veya tanıyacağınız herkesten en az 15 kat daha sevimli olması. Wall-E bir film için yaratılan gelmiş geçmiş en sevimli yaratık, Eve iPod-umsu sevimli bir şey, ve M-O da dahil olduğu her sahnede dikkatleri üzerine çekiyor. Evet, Wall-E çok sevimli bir film, ama o kadar sevimli ki film bittiğinde yanınızdaki kız sizi değil, Wall-E’yi tekrar seyretmeyi düşünüyor olacak. Siz kendinizi de eğlendirmiş olacaksınız, fakat boyu 100cm bile olmayan bir yaratık, potansiyel kızarkadaşınızı çalmış olacak.

Neyse ki Amerika’yla aynı anda çıkmadı da Türkiye’de, ucuz kurtardık. :)

i’m thinking of the beach where i stood today, picking up things the world throws away…

Az önce Adium’da değiştirilen grup isimlerinin Windows Live sunucusuna, ve haliyle Windows Live Messenger’a yansımadığını hatırladım.

Korkum, aynı şeyin silinen kişiler için de geçerli olması.

Cuma günkü Travis konseri…

Evet, gidiyoruz!

Evet, gittik!

I feel so run down inside…

…yet I’ve never been this efficient.

Okuldan ve gerzek insanlardan uzaklaşmak yaradı. Artık daha çok haber ve inceleme yazıyorum, daha çok kodlama ve tasarım yapıyorum.

Mesela, bu ne Allah aşkına? Neden o kadar kötü bir yer tutucu, böylesi yapılabilirken?